GÜNAYDIN Değerli Okurlar,

Son günlerde, yerel medyada, tarihi Yalova Kâğıthane’sinin yeri hakkında çeşitli iddialar ileri sürülüyor. Bu konuda çok kısa bir değerlendirmede bulunacağım.

İnsanoğlunun en büyük keşiflerinden biri yazıdır. Tarihî çağların başlangıcı olan yazı için ‘kâğıt’ a gelinceye kadar çok değişik yazı yüzeylerinin kullanıldığı da bilinen bir konudur.

Kâğıdın ilk kez Çin’ de yapıldığı konusunda genel bir görüş birliği vardır. Hemen hemen bütün kaynaklarda, kâğıdın M.S.105’ te, Çin Hanedanı’ ndan Ts’ai Lun tarafından icat edildiği kabul edilir. Ancak bu tarihi 200 yıl geri götürenler olduğunu da unutmayalım.

Her icat ve keşif, şüphesiz birden bire ortaya çıkmaz. Ancak tüm veriler, çağdaş anlamda kâğıdı bulmuş olma onurunun Çinlilere ait olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, kâğıdın lifli hücrelerin keçeleştirilmesi tekniği ile elde edilmesinden hareket eden kimi araştırmacılar ve uzmanlar, bu arada Türk kâğıt sanayiinin kurucusu Mehmet Ali Kâğıtçı ( d. 1899- ö. 1982), keçenin dokunmuş kumaştan çok daha önce Türkler tarafından icat ve imal edilmiş bulunduğunu, dolayısıyla aynı teknikle imal edilen kâğıdın icadında da Türklerin yol göstermiş olduğunu ileri sürmektedir.

Mevcut verilere göre kâğıt, önceleri İpek Yolu’ nun başladığı bölge olan Çin’ in hemen batısındaki Lou Lan ve Tung- Huan’ da kullanılmış ve imal edilmişti. Nitekim kâğıt daha sonraki devirlerde Turfan bölgesine Tung- Huan bölgesinden ithal edilmiştir. Bununla ilgili olarak Uygurca olan şu kayıt ilgi çekicidir: “ Şa- Çio kegdesi ol” (Bu Şa- Çio kâğıdıdır.) (Şa- Çio, Tung- Huan civarında bir yer adıdır.)

Çinliler, geliştirdikleri bu yeni sanatı uzun süre titizlikle gizlediler. Ancak VIII. yüzyılın başlarından itibaren kâğıt yapımcılığı İpek Yolu’ nu izleyerek yavaş yavaş Batı’ ya doğru yayıldı. 751’ deki Talas Meydan Muharebesinde Müslümanlara esir düşen Türk ve Çin kâğıt ustalarından Müslümanlar kâğıt imalini öğrendiler. Semerkant’ ta dolayısıyla İslâm dünyasında kâğıt imali hızla yayıldı.

Bu arada son araştırmalar, kâğıtçılığın Avrupa kıtasına yayılmasında Türklerin de etkisi bulunduğunu göstermektedir. Mehmet Ali Kâğıtçı’ nın çeşitli batı kaynaklarına dayanarak yaptığı belirlemelere göre, İkinci Haçlı Seferi sırasında esir düşen Avrupalıların Anadolu’ daki Kâğıthanelerde çalıştırıldıkları ve bu zanaatı İtalya ve İspanya’ ya taşıdıkları anlaşılıyor.

Örneğin, Vidalon Kâğıthanesi Tarihçesi’ nde belirtildiğine göre, İkinci Haçlı Seferi ( 1145- 1149)’ ne, bugünkü Fransız Mongolfier ailesinin atalarından da katılanlar olmuş. Bunlardan biri Türklere esir düşmüş. Türkler, kendisini diğer esirlerle birlikte Türk Kâğıthanelerinde çalıştırmışlar. Burada kâğıt yapımını öğrenen Mongolfier, esaretten döndükten sonra, öğrendiklerini nakletmiş. Mongolfier ailesi ileri gelenleri, bu anlatılanlardan yola çıkarak Ambert’ te ve Vidalon’ da Kâğıthaneler kurmuşlar. Bu Kâğıthaneler halen çalışıyor.(Canson- Mongolfier, Historique des Papeteries de Vidalon, 1957)

İtalya’ nın en eski kâğıtçılık merkezi sayılan Fabriano kentindeki Kâğıt Fabrikası Tarihçesi’ nde de, Haçlı Seferi’ ne katılan Anconalıların, kâğıtçılığı Anadolu’ daki Kâğıthanelerden öğrendikleri, döndüklerinde de bu öğrendiklerine göre Fabriano’ da Kâğıthaneler kurdukları anlatılmaktadır. ( Osvaldo Emery, L’Art du Papier ‘a Fabriano, 1968)

Bütün bunları neden yazdığıma gelince… Yalova’ da İbrahim Müteferrika’ nın kurduğu Kâğıthane’ nin  kuruluş tarihi 1745’ dir. Demek ki bu tarihten önce Anadolu’ da bazı Kâğıthaneler vardı. Örneğin, Pamukkale Kâğıthanesi, Amasya Kâğıthanesi, İstanbul/Bizans Kâğıthanesi, Bursa Kâğıthanesi varlıkları bilinen ve çeşitli kaynaklarda sözü edilen Kâğıthanelerdir.

Osmanlı Devleti’ nde varlığını kesin olarak belgeleyebildiğimiz ilk kâğıt imalâthanesi ise XVIII. yy ortalarında Yalova’ da kurulan kâğıthanedir.

Konunun ayrıntısına girmiyorum. Merak edenler, Yalova İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından 2004 yılında yayınlanan, benim çok uzun araştırma ve incelemelerden sonra kaleme aldığım “Tarihî Yalakâbâd (Yalova) Kâğıthanesi” adındaki kitabı inceleyebilirler. Tüm bilgi ve belgeler kaynak belirtilerek kitapta mevcuttur. Ayrıca, Yalova Gazetesi’ nde 14- 16 Ağustos 1997 tarihlerinde konuyu çok ayrıntılı anlatmıştım.

Burada sadece kâğıthanenin yeri hakkında bir kaç söz etmek istiyorum. Kâğıthane için, Yalova’ nın Elmalık Köyü’ nde, Hırka Deresi üzerinde, Çardaklı Mevkii’ nde bir yer beğenilmiş. Burası Darüssaade Ağası Beşir Ağa’ nın çiftliğindeymiş. Hacı İsmail Ağa, bu çiftliği Dergâh- Âli Cebecibaşı Elhaç İsmail Ağa’ nın vefatından sonra almış, daha sonra çiftlik Darüssaade Ağası Beşir Ağa’ nın evkafına dâhil olmuş.

“Onikinci Asır-ı Hicrî’ de İstanbul Hayatı” adlı eserde, Yalova’ da yapılacak kâğıthanenin yeriyle ilgili 1158 ( 1745) tarihli şu hüküm vardır:

“ Yalakabad Kazası Naibine Hüküm ki, … Kocaili sancağında, Yalakabad nahiyesine tâbi Defterhane-i amiremde (tapu dairesi) Saruhanlu ve mahallinde (bölgede)  Elmalı dimekle (diye)  müsemma ( tanınan) timar … kaydı bulunan kariyye ( köy) de…”

Çok açık ve net; Kâğıthane, bu hükme göre, günümüzdeki Elmalık Köyü’ nde gözüküyor.

Bir başka, Cemaziyeevvel ortaları, 1746 tarihli “Yalakabad Kazası Naibine ve Vilâyet Âyânına Hüküm ki” de; Karakilise adlı mahalde kâğıthane sularının bazı köylüler tarafından kanallar ile alındığından ve bostanların sulanamadığından şikâyet söz konusu edilmektedir. Karakilise de, Çiftlikköy Sahil Mahallesi’ ndeki kilisedir.

Yine fazla ayrıntıya girmeden özetleyeyim: eldeki belge ve bilgilere göre Tarihi Yalova Kâğıthanesi’ nin, günümüzdeki Elmalık Köyü’ nde olması gerektiği ortaya çıkıyor.

Yok, eğer, yeni bulunmuş (Bir değirmenin değil) Yalova Kağıthanesi’ nin tapusu elde edilmişse ( ki bu tapunun ve vakıf kayıtlarının medyada açık açık gösterilmesi gerekir) ona bir şey diyemem. O zaman benim incelediğim Türk Kâğıt sektöründe çok önemli yeri olan tüm tarihî değerli belgeler, padişah fermanları ve akademisyenlerin bu konudaki kaynak eserlerinin tümü yanlış demektir.

(Bu vesileyle, Yalova’ da tarihî Yalova Kâğıthanesi’ nin hayata geçiren ve giderek geliştiren Müze Sorumlusu Sanat Tarihçisi Sayın Aytekin Vural’ ı çok büyük bir beğeni ve takdirle izlediğimi de belirtmek isterim.)

***

Gününüz aydınlık ve esenlik dolu olsun!

NE MUTLU TÜRK’ ÜM DİYENE!