Geçen Aralık ayında Bursa Mustafa Kemal Paşa İlçesi’ndeki kömür madeninde grizu patlaması nedeniyle yaşamlarını yitiren emekçilerin acısı unutulmadan geçtiğimiz hafta yeni bir facia haberi daha geldi.
Balıkesir Dursunbey Ortaköy’deki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu çıkan yangın 13 madencinin canına mal oldu. aynı yerde 2006 yılında da benzer bir olayda 17 işçi ölmüş.
İlk olayın ardından yapılan incelemede maden ocağındaki havalandırmanın yetersiz olduğu, kullanılan donanım ve elektrik tesisatının bu yerlere özgü nitelikte olmadığı tespit edilerek ocak üretime kapatılmıştır.
2007 yılında eksiklerin giderildiği söylenerek ocağın açılması istenmişse de bütün gerekliliklerin yerine getirilmediği görülerek istek geri çevrilmiş. Nihayet 2008 yılında çalışma izni alınabilmiş.
Kaza sonrası resmi çevrelerin açıklamaları denetimlerin zamanında yapıldığı her şeyin normal olduğu yönünde. Oysa Maden Mühendisleri odası Başkanı’na göre erken uyarı sisteminin devreye girmemiş olması ve bunun yanında ateşe dayanıklı elektrik sistemi ve metan gazını boşaltacak sondajların olmaması kazanın başlıca nedenlerinden. Bu arada kaza ile soruşturma başlatılmış ve patlama nedeninin saptanması görevlendirilen bilirkişilere bırakılmış.
Geriye baktığımızda Türkiye’de 1955-2009 yılları arası istatistiklere göre kömür ocaklarındaki iş kazalarında 2 bin 700 kişi ölmüş. Yine 1983-2009 arası 13 büyük kazanın 10’u grizuda meydana gelmiş ve 520 kişi ölmüş. Öte yandan İngiltere’de 1976’dan, Almanya’da 1988’den beri hiç maden kazası olmamış.
Ülkemiz iş kazalarında dünyada üçüncü, Avrupa’da ise birinci sırada yer alıyor ve yıllardır bu değişmiyor. Şimdi madencilerin bu ölümüne kader diye bakabilir miyiz?
Geçmişten gelen kültürümüzde kaderciliğin, olayları yorumlamada egemen olduğu görülür. Başa gelen felaketlerin kaderimizde yazılı olduğuna, onların değiştiremeyeceğimize inanmak ne derece doğrudur ve ne yararı vardır?
Bu inanç belki Talat ve Engin Tanrıkulu kardeşlerin ailelerine bir parça teselli ve dayanma gücü verir. Onlar Bursa’daki kazada vardiya farkıyla ölümden dönmüşler. O madenin kapanmasından sonra Dursunbey’deki madende iş bulup çalışmaya başlamışlar. Ne yazık ki ikinci kez kaza ile karşı karşıya kalmışlar. Talat Tanrıkulu hafif yaralarla kurtulurken ağabeyi Engin o kadar şanslı olamamış ve patlamanın içinde kalmış.
Toplumumuzda kadercilik anlayışı o kadar yaygın ki, her zaman ve her yerde görebiliriz. Örneğin; depremlerde karşı tutumumuzda, trafik kazalarına yaklaşımımızda genelde aynı mantıkla hareket ediliyor. Bu düşünce şekli bilinçli veya bilinçsiz olarak ve işin kolayına kaçarak ön plana çıkarılırsa olayların gerçek nedenlerini ortaya çıkarma ve bilimsel araştırma şansı yok olur.
“Kaderimizde ne yazıyorsa o olur, yazmıyorsa bize bir şey olmaz” demekle hiçbir olay çözülmez. Kaderciliği bırakıp nedenselliğe yönelmek lazım. Nedensellik ilkesini iyice özümsemek ve yaşamın her alanında kullanmak aslında bir kültür işidir.
Çocuklukta hemen hemen her kişide bu vardır. Konuşmaya ve çevresini tanımaya başlayan çocuk annesine, babasına gördüğü olayların nedenlerini sorar. İlk başlarda kısa cevaplar verilse de sonraları sıkılmaya başlanır ve çocuk susturulur. Okullarda düşündürülmekten çok bilgi vermek tercih edilir.
Kazaların gerçek nedenlerini araştırıp bulmadan ve gerekli önlemleri almadan kaderciliğe sığınmaya devam edersek bu olaylarla karşılaşmamız kaçınılmaz.
Nedenleri bilip de gereğini yapmamak işin başka bir boyutu. Harcamalardan kaçınmak, üç beş kuruş fazla kazancı emekçilerin canına değişmek hangi vicdana sığar? Sadece yasal yaptırımlar yetmiyor. Bunları ciddi olarak uygulamak , en önemlisi de insan yaşamına değer vermek gerekiyor. |