Alternative content

Get Adobe Flash player

Fatih Çapadağ
Email : yalovagazetesi@yalovagazetesi.com
Telefon : 0


RUH DÜNYAMIZIN RESTORASYONU

İnsanoğlu,dünya denen bu mekana,ruhlar aleminde (bezm-i elest) Rabbine verdiği sözü yerine getirmek için gönderilmiştir. Bezm-i Elest'de Allah'ı kendine Rabb kabul eden insanoğlu kendini de kul olarak kabul etmiştir. İşte hayat dediğimiz bu süreçte yapılması gereken, kabul ettiğimiz kulluk sıfatının beraberinde getirdiği yükümlülükleri yerine getirmektir .Ama nefis denen letaif bize devamlı kötülüğü emrettiği için (nefs-i emmare) ve zayıf düşmüş insan iradesi bu emre itaat ettiği için günah işlemekten manevi kalpler (letaif-i kalp) yorgun ve harap düşmüştür. Hasta olmuş manevi kalbimiz artık Cenab-ı Rahim'in rahmetini çekemeyen, günahın yoğunluğu ile İlah-i muhabbete yer bulamayan bir mahiyete bürünmüştür. O zaman yapılması gereken bir şey vardır; o da manevi kalbimizin tamir ve tezyin edilmesi ve evveliyatında da manevi kirlerden temizlenmesidir. Yapılması gereken bu icraat, en başta Cenab-ı Settar'a(günahları örten, kapatan) tövbe etmekle başlar. Tövbe; Rabbimizin en sevdiği ve kulunda bağışlanmasına vesile olan en mühim bir davranıştır. Tövbe, bir iç yenilenmedir. Ruh dünyamızın restorasyonudur. İlah-ı aşkın keşif pusulasıdır. Tövbe kişinin içindeki ‘beni' tespit etmesi ve hakiki gerçeği soluklamasıdır.

Tövbe ile bağışlanacak (inşallah) günahların bıraktığı tahribatın ortadan kalkması ve bıraktığı yara izlerinin tedavisi için de bir manevi doktorun tedavisine başvurmak gerekmektedir. Manevi kalp doktorları-malumunuz-evliyaullahlardır(Allah dostlarıdır). Onların manevi nazar ve himmetleri gönülleri gülşen, idrakleri nuran edecektir. Bundan sonra kişi kul olduğunun farkına varacak ve verdiği sözü (ruhlar aleminde) yerine getirme noktasında daha gayretli olacaktır. Sonrasında hakiki sevgiyi idrak edecek, hissedecek ve yaşayacaktır. Tıpkı Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bayram Veli, Emir Sultan,Gavs-ı Sani gibi...

Çağımızın zaten en büyük ahlaki ve sosyal handikapları, sonu görünmez karanlık dehlizleri de bu anlayışın kalp ve idraklerimize yansımamış olmasından dolayı değil midir? Yalan, gıybet, haset, şehvet, şöhret, ihanet gibi manevi hastalıklar hep Allah'ı tanımamaktan ya da tanıdığımızı zannetmekten kaynaklanmaktadır. Eğer İlah-i aşkı bilseydik ve ona müptela olsaydık hangi sevgi bize Allah'ı unutturabilirdi? Çünkü yukarıda ifade ettiğimiz manevi hastalıklar hep Rabbimizi unuttuğumuzdan ortaya çıkmaktadır. Hal böyle olunca da vatana ihanet, topluma, çevreye, aileye ihanet ve evveliyatında da kendimize ihanet baş göstermektedir.

Bugün müptelası olduğumuz gayr-i ahlaki davranışlarımız özellikle gençlerimizi saran buhran helezonunun verdiği yaralar, başkalaşma fantezilerimiz, kendimizi inkar eden hasletlerimiz ve bunun gibi nice manevi erezyonlarımız hep Allah'ı tanımaz bir anlayışın ve yaşantının yansımalarıdır. Milli kimliğimizin asimile edilmesi, manevi hassasiyetlerimizin materyalist ve fundamental zihinlerce karanlıklaştırılması rabbani aşkın kalplerimizde tecelli etmemesinden kaynaklanmaktadır. Rabbani sevgide ancak günaha (günahkara değil) düşman olmakla ve bir sevenin elinde sevmeyi öğrenmekle tecelli edecek bir nasiptir. Bu anlamda tasavvuf, gerçek sevginin tahsil edildiği aşk ocaklarıdır,s evgi okullarıdır. Allah dostları ise sevgi uzmanları, aşk müderrisleridir.

Semerkand, Buhara,Taşkent gibi tasavvufi terbiyenin hayat kazandığı yerler, İslam'ın tahrif olmaya başladığı, dinin siyasallaştığı bir dönemde İslam'ın ikinci doğuşunu yaptığı mücella beldelerdir. Türkistan bölgesi unutulan sünnet-i Muhammedi'nin, göz ardı edilen ilah-ı aşkın kalplere nakş edilmesinin tekrardan soluk bulduğu bir merkedir. Tasavvufi terbiye ile İmam Buhari'nin, Şah-ı Nakşibend'in, Ahmet Yesevi'nin, Ali Ramiteni'nin yetiştiği ve yetiştirdikleriyle Anadolu'nun İslamlaştırıldığı kutlu bir diyardır. Onun için Semerkand ve Buhara İslam dünyasında ikinci dirilişi temsil eder. İslam'ın tekrardan cihana inkişaf etmesini simgeler.

Bugüne geldiğimizde, siyasal bunalımların, sosyal vartaların, derinleşmiş karanlıkların ve gayr-i ahlaki yaşayışımızın üzerimize bir heyula olarak çöktüğü bu dönemde tekrardan bir diriliş ve gönüllerimizin gerçek aşkı arzulaması ancak ilah-i sevginin kalplerimizde ilka olmasıyla mümkündür. Peşinden gittiğimiz şeylerin iyice tespit edilmesi ile kabildir.
Mevlana Hz'lerinin ifadesi ile' 'Bir şeyin değeri peşinden gittiği şeyin değeri ile ölçülür.''


127 defa okundu.
Yazıcıya Yolla
Arkadaşına Gönder
06.03.2010




Copyright © Yalova Gazetecilik ve Reklam San. ve Tic. Ltd. Şti
Cumhuriyet Caddesi No: 86/A   YALOVA
Merkez Telefon : (0226) 814 08 90 - 814 33 44 Merkez Fax : (0226) 813 62 62 Dağıtım Abone : (0226) 812 69 27